Yaz bitiyor,soğukkanlı anneler.
Böcekleri kırılgan,zayıf.
Ancak bu bataklıklar,
Öldüğümüz ve öldürdüğümüz.
Sabahlar uykunun içinde dağılıyor
Gecikmeli doğan güneş.
Seyrek sazlıklar arasında sivrisinekler ısırıyor bizi
Hasta eden bu bataklık.
Soğuk,örümceğe bile işliyor. Belli ki
bereket sahibi olanın evi
Başka bir yerde
Ve halkımız ölüyor
Ne yazık.
böyle bir kadının şiirlerinde ilk bakışta,düz bir bütünlük aramak yapılacak iş değil.. ingilizce de olsa türkçe de olsa bir dağınıklık var sylvia plath’in şiirlerinde. yine de daha iyi çeviremediğim için üzgünüm efendim,eleştiriniz olursa dinlerim seve seve..
sylvia plath’in kitaplarına almadığı,ölümünden sonra yayınlanan bir şiiri imiş. belki bitirmemişti henüz. face lift kadar geniş bir çapta dönmüyor fakat 18 Nisan’ın da kendine özgü yanları var. başı ve sonu basit,net.şiirin tamamı ise bize istenmeyen bir hamileliği,düşüğü ve hatırlanmayacak o adamı gösteriyor gibi. elbette ben bütün bunları yanlış anlamış olabilirim,kötü çevirmiş olabilirim. herhangi bir iddiam yok,bir şeyler yapma çabasındayım sadece. öyle ise de size okunacak,fena olmayan bir şiir verdim gibi düşününüz…
dünlerimin bütün çamuru
kafatasımın oyuklarında çürüyor
eğer midem kasılırsa
açıklanabilir bir hamilelik
veya kabızlık ile
seni hatırlamayacağım,
gökyüzünde ve ağaç tepelerinde
uzun otlar arasında. kaçılamaz.
ya da uykum yüzünden
yeşil peynirden bir ay kadar nadir
menekşeler kadar besleyici
yemekler yüzünden
gelecek,geçmişte kayboldu
alacakaranlıkta kaybolan tenis topu gibi
bir anda ve bulunmamak üzere.
Mükemmel bir İngilizce’ye sahip olmadığım gibi kendi dilimi de harika konuşmuyorum. Ancak Sylvia Plath’i seviyorum. Şiirlerini Türkçe’ye çevirmek gibi bir çaba içindeyim. Muhtemelen bir çok hata yapacağım. Bunları gördüğünüz takdirde kızmak ya da çıkışmak yerine uyarırsanız,yardımcı olursanız ve beraber düzeltirsek sevinirim.
Bu şiirde eski dostum,şimdilerde Avustralya’da yaşayan dostum Ahmet Erol Dalkıç bana çok yardımcı oldu. Kendisine çok teşekkür ediyorum.
Bana iyi haberler getir oradan,
İpek eşarbının beyaz ihtişamıyla.
Mumyaya benzer sargılarımla gülümserim,
Ben iyiyim.
Dokuz yaşında iken,
Kireç yeşili bir anestezist
Bir gaz soluttu bana.
Kesintisiz kabuslar, mide bulandıran
Gür sesli cerrahlar
Ve annemin verdiği o metal kap.
Ben hastayım.
Artık her şey değişti.
Bu kıyafetin içinde Cleopatra’yım
Sakinleştiricilerini alan,
Hastanesinde bir tura çıkmış.
Koridor boyunca yürüdüm,
Ellerimi ellerine alan adama,
Koridor boyunca değerliymişim gibi
Tutan. Geceyarısı,
Saat 2 olduğunda
Karanlık siler beni
Karatahtadaki tebeşiri siler gibi.
Ben bilmiyorum.
Sırların içinde beş gün yatıyorum.
Yıllar yastığıma süzülüyor,fıçıdan taşar gibi
En yakın dostum bile,evimde olduğumu düşünürken.
Derinin kökleri yok,soyulur. Kağıt sanki
Dikişler gerilir gülümsediğimde
Ben yirmi yaşındayım.
Kara kara düşünerek,uzun uzun etekler içinde
Ve ilk kocamın sedirinde, parmaklarım
Kanişin kuzu yünleri arasında gömülü.
Benim kedim yok.
Şimdi onun işi bitti,boynundaki derileri sarkmış kadın
Yerleşirken izledim,çizgiden çizgiye,aynamın içinden-
Yaşlı çorap suratlı,yumurtanın üstüne sarkmış.
Onu bir labovatuvar kavanozuna kıstırdılar.
Ölmesi için ya da elli yılda çürümesi
Kafasını sallayarak ve vücudunu sararak parmaklarımı
İnce saçlarına dolayarak
Kendime anne olarak,sargıların içinde
Kundaklanmış uyuyorum.
Pembe ve pürüzsüz.
Ben bir bebeğim.
“Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,
Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı
bekçi gizleri.”

